Geçen sene finallerin sıkıntısıyla kendimden geçip, mp3 player da dinlediğim volkan konak ın cerrahpaşa şarkısını okuldan eve gidene kadar kendimce okula uyarlamaya çalıştım. Görmeniz lazımdı son seste cerrahpaşa dinliyordum ama uyarlarken aklıma gelenler sebebiyle gülmekten gözümden yaşlar gelmişti, insanların böyle şarkıda bu derece gülmemi anlamayıp şaşkın şaşkın bakmaları bana normal geldi tabi.
aha lan işte bu,
herkesin bir f si var durur içerisinde.
ah hoca zalim hoca
birakirsin adami
kredide yer kalmadi
biraksana yakami
biraksana yakami
vay seni yıldız teknik
girmem dersine girmem
girmem dersine girmem
oyyy.. x2
bir dahaki seneye
alttan alır geçemem
alttan alır geçemem oyy.. x2
vize girer içim sızlar
ne kalır finaline. x2
herkesin bir f si var
durur içerisinde
durur içerisinde x2
inandik hocalara
yaz okulu dediler
transkripti elimüze verdüler.
hocalarda ne bilür cüzdanin boşliğini
hocalarda bilürmü cüzdanin boşliğini oyy.
amfilere koydum canimin yarisini x2
vize girer içim sizlar
ne kalir finaline x2
herkesin bir f si var durur içerisinde
herkesin bir f si var durur içerisinde x100
aah ah ! İnsan o sıkıntılı dönemi hatırladığında bile karnına ağrı giriyor.
22 Nisan 2010 Perşembe
21 Nisan 2010 Çarşamba
Kural.
Hayatım artık iyice zıvanadan çıkmıştı. Ellerimi açıp gerçekleşmesini istediğim dilekler her zaman, hayatımın çok önemli bir virajında karşıma çıkıyordu ve bir seçim yapmak zorunda kalıyordum, ya yapmak zorunda olduklarım ya da her zaman istediklerim arasında kalıyordum. İşin daha da ilginci hangisini seçersen seçeyim, seçtiğim şey de yine sıçıyordum. Bunun nedeni şüphesiz, aklımın seçmediğim olasılıkta kalmasıydı. Burdan da aslında benim, ne istediğini bilmeyen, sırf yapmış olmak için hayatı hakkında ciddi kararlar aldığından dolayı mütemadiyen sıçan bir insan olduğum sonucuna varıyorduk. Bu hep böyle gidecekti, ben iki olasılığı birden kaldırabilcek bir insan olmadığım için sürekli bir olasılığın elimden gitmesine göz yumacaktım. Kaybeden kelimesinin sözlük karşılığıydım.
Sahilde bira ve sigara eşliğinde güneşin batışını izliyordum. İçimden kafama sıkıp, şu dünyadan siktir olup gitmek geliyordu ama şeytan yapma diyordu sanki...Yalnız yaşayan bir insan olduğum için kendimi sağlama almak için ne olur ne olmaz diye aldığım bir tabancam vardı, bunu yapabilirdim ama daha yapacak işlerim, işleyeceğim günahlarım, yiyeceğim kazıklar ve bunların sonucunda edeceğim bir isyanım vardı. Şişenin dibinde kalan 1-2 damla birayı da içip boş şişeyi poşete koydum.
Muhabbet edicek birilerine ihtiyacım vardı. Yakın arkadaşımı arayıp çağırdım ve kapatırken, gelirken ikişer bira almasını söyledim. Sıcak yaz gününde hava, benim negatifliğimden soğuyordu sanki. Arkadaşım nihayet gelmişti ve biraları da almıştı. Uzun bir muhabbete girdik. O anlattı, ben anlattım, saatlerce konuştuk. Konuşmanın sonucunda benim yalnız bir insan olduğum sonucuna varmıştım. Bu fikrime karşı çıktı,
- olur mu abi ben varım yaa !?
Ne kadar yavan bir söz. Bir insanın hayatında tekel bir kişi olduğunu ilan ediyordu bu söz sanki. Bu laf sanki siz daha sonra kendinizi kandırmak, biraz mutlu olmaya çalışmak için söylediğiniz, "aslında yalnız değilim lan, sen varsın işte yeter bana" lafının hazırlayıcısıydı, aynı zamanda doğrudan karşıdakinin ego yu tatmin etmeye yarayan bir laftan başka bi şey de değildi. Ben böyle oldukça insanlar daha fazla kendilerini tatmin etmek için beni daha çok yalnızlığa mahkum etmek isteyeceklerdi. Sadece çağırdığım zaman gelip iki felsefi muhabbet döndürecek, hayat dersi vericek ve daha sonrasında kimseye güvenmememi emrettikten sonra yanımda olduğunu hatırlatıp basıp gidecekti. Bunlara ihtiyacım yoktu.
Yalnızlığımı dağıtacak tek şeyin, yalnızken üzerine düşünemediğim, hakkında fikir sahibi olamadığım bir konu olacağına inanıyordum. Hayatımın boktan olduğunu, arkadaşlarımın güvenilmez olduğunu, işlerin kötü gittiğini, ailemde herkesin birbirinden kopuk olduğunu biliyordum, bana bilmediğim, tek başımayken, yaşamadan, sonunu görmeden düşünemeyeceğim bir olay lazımdı. Şöyle bir düşündüğümde, daha önce hiç aşık olmamış ve ölmemiştim. Ölmek için zaten daha erkendi.
Samimi olduğum bir kız arkadaşım vardı, 1.60 boylarında beyaz tenli,dalgalı turuncu saçları ve küçük masum suratında büyük ela gözleri olan bir kızdı. Tarzlarımız farklı olsa da, birbirimizi arkadaşlık adı altında seviyorduk. O benden biraz daha aktif, oldukça sosyal, uyanık ve zeki bir kızdı. Ben ise sıradan bir insandım ve beni en çok bu yüzden seviyordu. Takdir edersiniz ki herkesin sıradışı olmak adına farklı düşüncelere, farklı kılıklara, özgün olmak adına aslında kendisine hiç uymayan karakterlere büründüğü ve herkesin anormal olduğu bir devirde normal olmak zor bir işti. Beni sıradışı yapanda bu sıradanlıktı sanki.
Sıkıcı sıradışı dünyamda bana eşlik etmesi için ettiğim teklifi kabul etmişti. Uzun süredir arkadaş olduğum bir insanla sevgiliydim. Artık o olduğu için kayalara oturup düşünmeye vaktim olmuyordu ki zaten gerek de kalmıyordu.
Güzel geliyordu düşünmeden yaşamak, olayları akışına bırakmak ve sonunda ne olcağını düşünmemek... Bana karşı güveni tamdı, zaten etrafında fazla insan olmayan biri olarak kazık atma gibi bir lüksüm yoktu. Ne kadar arkadaş o kadar bokluk düsturunu benimsemiş bir insan olarak ona karşı içimde şüpheler uyanıyordu. O beni kaybederse pek fazla bi şey kaybetmezdi ama ben çok şey kaybederdim... Yaptığımı bir hata olarak gördüm. Daha önce hiç bir fikrimin olmadığı bi şeye gözü kapalı olarak kendimi bırakmıştım, eğer dibe vurursam tekrardan normale dönmek için o kadar zaman harcamakla uğraşamazdım, üstelik neyle karşılaşabilceğimi bile bilmiyordum. İçime bu şüphe düştükten sonra her hareketi bana batıyordu, ayrılmak için bir sebep arıyordum. Keşke bana kazık atsaydı da yeniden yalnız kalsaydım, epeydir sahilde rahat rahat oturup bira, sigara içemiyordum. Bok vardı düzenimi bozmuştum, ne güzel kendi halimde hayatın içine sıçıp duruyordum.
Telefon çaldı, arayan sevgilimdi. Arkadaşlarıyla beraber sahilde içeceklerini söyledi. İşimden dolayı fazla buluşamıyorduk, belki haftada bir kere. Sosyal bir kızdı, güzeldi, muhabbeti iyiydi. Böyle bir kızın, haftada bir kere buluşabildiği zavallı bir insana bağlı kalması bana saçma geliyordu. Aldattığının düşüncesi beynimi kemiriyordu.
İşten eve bir hışımla döndükten sonra tabancamı belime taktım ve sahile doğru yola çıktım. Bu ilişkinin sonu böyle olmamalıydı, ayrılırken darbe yememeliydim, bunu yapmamalıydı. Yanına ulaştığımda tek başınaydı, benim ne kadar saplantılı bir adam olduğumu ve geliceğimi biliyordu.Yanındaki siyah torbanın içinde 4 bira ve 2 tane sigara paketi vardı. Beni görünce sevindi,
- haydi gel hayatım, uzun süredir sahilde içemiyordun. Gel bak ikimize yetecek kadar içeceğimiz var.
Gözlerim doldu, ellerim titremeye başladı, bu kadar da olamazdı. Ondan hiç bir şekilde kurtulamıyordum, yalnızlığıma ortak olacak kadar ileriye gitmişti, bir kusurunu bulamıyordum. Yine aylar önce bu kayalıklarda ki isteğimi ve merakımı hatırladım, o zaman yalnızlığımı dağıtmak için bilmediğim bir duyguyla karşı karşıya kalmak istiyordum. Yine gelip çatmıştı, yine bir seçim yapmam gerekiyordu. Ya ondan kurtulup yalnız kalacaktım yada yalnızlık fikrini tamamen aklımdan silip onunla beraber mutlu olacaktım...
Mantıklı olan, yalnız kalma isteğini kafamdan silip onunla mutlu olmaktı. O fikri seçtim bende. Silahı kafama doğrulttum ve yalnızlık isteğine dair tüm düşünceleri, istekleri kafamdan silip attım, tek yolu buydu. Başka bir seçim yapmama gerek yoktu artık, seçimimi yapmıştım, o an çok mantıklı gelmişti.
Sahilde bira ve sigara eşliğinde güneşin batışını izliyordum. İçimden kafama sıkıp, şu dünyadan siktir olup gitmek geliyordu ama şeytan yapma diyordu sanki...Yalnız yaşayan bir insan olduğum için kendimi sağlama almak için ne olur ne olmaz diye aldığım bir tabancam vardı, bunu yapabilirdim ama daha yapacak işlerim, işleyeceğim günahlarım, yiyeceğim kazıklar ve bunların sonucunda edeceğim bir isyanım vardı. Şişenin dibinde kalan 1-2 damla birayı da içip boş şişeyi poşete koydum.
Muhabbet edicek birilerine ihtiyacım vardı. Yakın arkadaşımı arayıp çağırdım ve kapatırken, gelirken ikişer bira almasını söyledim. Sıcak yaz gününde hava, benim negatifliğimden soğuyordu sanki. Arkadaşım nihayet gelmişti ve biraları da almıştı. Uzun bir muhabbete girdik. O anlattı, ben anlattım, saatlerce konuştuk. Konuşmanın sonucunda benim yalnız bir insan olduğum sonucuna varmıştım. Bu fikrime karşı çıktı,
- olur mu abi ben varım yaa !?
Ne kadar yavan bir söz. Bir insanın hayatında tekel bir kişi olduğunu ilan ediyordu bu söz sanki. Bu laf sanki siz daha sonra kendinizi kandırmak, biraz mutlu olmaya çalışmak için söylediğiniz, "aslında yalnız değilim lan, sen varsın işte yeter bana" lafının hazırlayıcısıydı, aynı zamanda doğrudan karşıdakinin ego yu tatmin etmeye yarayan bir laftan başka bi şey de değildi. Ben böyle oldukça insanlar daha fazla kendilerini tatmin etmek için beni daha çok yalnızlığa mahkum etmek isteyeceklerdi. Sadece çağırdığım zaman gelip iki felsefi muhabbet döndürecek, hayat dersi vericek ve daha sonrasında kimseye güvenmememi emrettikten sonra yanımda olduğunu hatırlatıp basıp gidecekti. Bunlara ihtiyacım yoktu.
Yalnızlığımı dağıtacak tek şeyin, yalnızken üzerine düşünemediğim, hakkında fikir sahibi olamadığım bir konu olacağına inanıyordum. Hayatımın boktan olduğunu, arkadaşlarımın güvenilmez olduğunu, işlerin kötü gittiğini, ailemde herkesin birbirinden kopuk olduğunu biliyordum, bana bilmediğim, tek başımayken, yaşamadan, sonunu görmeden düşünemeyeceğim bir olay lazımdı. Şöyle bir düşündüğümde, daha önce hiç aşık olmamış ve ölmemiştim. Ölmek için zaten daha erkendi.
Samimi olduğum bir kız arkadaşım vardı, 1.60 boylarında beyaz tenli,dalgalı turuncu saçları ve küçük masum suratında büyük ela gözleri olan bir kızdı. Tarzlarımız farklı olsa da, birbirimizi arkadaşlık adı altında seviyorduk. O benden biraz daha aktif, oldukça sosyal, uyanık ve zeki bir kızdı. Ben ise sıradan bir insandım ve beni en çok bu yüzden seviyordu. Takdir edersiniz ki herkesin sıradışı olmak adına farklı düşüncelere, farklı kılıklara, özgün olmak adına aslında kendisine hiç uymayan karakterlere büründüğü ve herkesin anormal olduğu bir devirde normal olmak zor bir işti. Beni sıradışı yapanda bu sıradanlıktı sanki.
Sıkıcı sıradışı dünyamda bana eşlik etmesi için ettiğim teklifi kabul etmişti. Uzun süredir arkadaş olduğum bir insanla sevgiliydim. Artık o olduğu için kayalara oturup düşünmeye vaktim olmuyordu ki zaten gerek de kalmıyordu.
Güzel geliyordu düşünmeden yaşamak, olayları akışına bırakmak ve sonunda ne olcağını düşünmemek... Bana karşı güveni tamdı, zaten etrafında fazla insan olmayan biri olarak kazık atma gibi bir lüksüm yoktu. Ne kadar arkadaş o kadar bokluk düsturunu benimsemiş bir insan olarak ona karşı içimde şüpheler uyanıyordu. O beni kaybederse pek fazla bi şey kaybetmezdi ama ben çok şey kaybederdim... Yaptığımı bir hata olarak gördüm. Daha önce hiç bir fikrimin olmadığı bi şeye gözü kapalı olarak kendimi bırakmıştım, eğer dibe vurursam tekrardan normale dönmek için o kadar zaman harcamakla uğraşamazdım, üstelik neyle karşılaşabilceğimi bile bilmiyordum. İçime bu şüphe düştükten sonra her hareketi bana batıyordu, ayrılmak için bir sebep arıyordum. Keşke bana kazık atsaydı da yeniden yalnız kalsaydım, epeydir sahilde rahat rahat oturup bira, sigara içemiyordum. Bok vardı düzenimi bozmuştum, ne güzel kendi halimde hayatın içine sıçıp duruyordum.
Telefon çaldı, arayan sevgilimdi. Arkadaşlarıyla beraber sahilde içeceklerini söyledi. İşimden dolayı fazla buluşamıyorduk, belki haftada bir kere. Sosyal bir kızdı, güzeldi, muhabbeti iyiydi. Böyle bir kızın, haftada bir kere buluşabildiği zavallı bir insana bağlı kalması bana saçma geliyordu. Aldattığının düşüncesi beynimi kemiriyordu.
İşten eve bir hışımla döndükten sonra tabancamı belime taktım ve sahile doğru yola çıktım. Bu ilişkinin sonu böyle olmamalıydı, ayrılırken darbe yememeliydim, bunu yapmamalıydı. Yanına ulaştığımda tek başınaydı, benim ne kadar saplantılı bir adam olduğumu ve geliceğimi biliyordu.Yanındaki siyah torbanın içinde 4 bira ve 2 tane sigara paketi vardı. Beni görünce sevindi,
- haydi gel hayatım, uzun süredir sahilde içemiyordun. Gel bak ikimize yetecek kadar içeceğimiz var.
Gözlerim doldu, ellerim titremeye başladı, bu kadar da olamazdı. Ondan hiç bir şekilde kurtulamıyordum, yalnızlığıma ortak olacak kadar ileriye gitmişti, bir kusurunu bulamıyordum. Yine aylar önce bu kayalıklarda ki isteğimi ve merakımı hatırladım, o zaman yalnızlığımı dağıtmak için bilmediğim bir duyguyla karşı karşıya kalmak istiyordum. Yine gelip çatmıştı, yine bir seçim yapmam gerekiyordu. Ya ondan kurtulup yalnız kalacaktım yada yalnızlık fikrini tamamen aklımdan silip onunla beraber mutlu olacaktım...
Mantıklı olan, yalnız kalma isteğini kafamdan silip onunla mutlu olmaktı. O fikri seçtim bende. Silahı kafama doğrulttum ve yalnızlık isteğine dair tüm düşünceleri, istekleri kafamdan silip attım, tek yolu buydu. Başka bir seçim yapmama gerek yoktu artık, seçimimi yapmıştım, o an çok mantıklı gelmişti.
Uyarı: Sopa olayı !
Sabah erkenden kalktım. Uykulu halim feci olur benim, acayip dalgın olurum. Neyse otobüse bindim, otobüs kalabalık, ayakta duruyorum zar zor uykulu uykulu. Yaşlı bir amca bindi, vileda seti almış. Ulan şoför tam gazla giderken bir fren yaptı bende o sırada amca nın vileda sopasını demirlik sandım, ona tutunmamla yere kapaklandım...
Evet bu noktada gülüşmeler oluyor ve hatta çoğu kişi, "puhaha ne adamsın lan" diye ortadan ikiye yarılıyorlar. Ama bilmiyorlar ki bu olay klişeleşmiş bir hikaye !
***
Yemeyiniz arkadaşlar. Bu hikayeyi üç sözlükte farklı nicklerin anlatımıyla okumuş ve aynı zamanda, sadece hikayede ki otobüsü, minibüs olarak değiştirip anlatan iki arkadaşa sahip bir adam olarak bana bu isyanımda hak verirsiniz sanırım.
Şundan da eminim, eğer bir daha etrafımda bu hikayeyi anlatacak biri olursa o adamı vileda sopasıyla bütünleştiririm.
Ne dalgın milletiz arkadaş, herkes bu kadar mı meraklı milletin sopasını tutmaya. Sanki memlekette başka komik bi olay kalmamış ta paso aynı kullanılmış hikayeler piyasada kullanılıyor.
Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısının kumlarını silkeleyen bir adamın, elektrik çarpıyor zannedilerek kafasına kürekle vurulup öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz, biraz daha yaratıcılık lütfen !
Evet bu noktada gülüşmeler oluyor ve hatta çoğu kişi, "puhaha ne adamsın lan" diye ortadan ikiye yarılıyorlar. Ama bilmiyorlar ki bu olay klişeleşmiş bir hikaye !
***
Yemeyiniz arkadaşlar. Bu hikayeyi üç sözlükte farklı nicklerin anlatımıyla okumuş ve aynı zamanda, sadece hikayede ki otobüsü, minibüs olarak değiştirip anlatan iki arkadaşa sahip bir adam olarak bana bu isyanımda hak verirsiniz sanırım.
Şundan da eminim, eğer bir daha etrafımda bu hikayeyi anlatacak biri olursa o adamı vileda sopasıyla bütünleştiririm.
Ne dalgın milletiz arkadaş, herkes bu kadar mı meraklı milletin sopasını tutmaya. Sanki memlekette başka komik bi olay kalmamış ta paso aynı kullanılmış hikayeler piyasada kullanılıyor.
Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısının kumlarını silkeleyen bir adamın, elektrik çarpıyor zannedilerek kafasına kürekle vurulup öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz, biraz daha yaratıcılık lütfen !
19 Nisan 2010 Pazartesi
UGG
- o ayağındakiler ne la öyle tüylü müylü toynak mı?
+ ag!
- ay bi şey mi oldu?
+ ag ag.
Herkes tarafından eleştirilen veya bok atılan bu garip bot gibi pabuçlara bir eleştiride ben koymazsam ölürüm arkadaş !
Ulan bir bot yapıyorsunuz ne bota benziyor, bir isim koyuyorsunuz ne isime benziyor. Nedir lan bu? Havanız kime lan !? Yıllardır adidas, puma, kinetix gibi markalara alışmışız tabi şimdi böyle abuk bir isim koyunca insan şaşırıyor haliyle. Bu arada kolay telaffuz edilen marka örneklerine nike ı katmamamın sebebi, daha önceden "nike" diye telaffuz edildiğine tanık olmamdır. İstisnalar kaideyi bozar bende azizim.
Bu botları vermeden önce "Ugg Giyme Belgesi" falan vermeleri lazım lan. Hayır ben bir kız olsam bu garip botları giymem, hem ayakta bir garip duyuyor, ayakları büyük gösteriyor hem de bi adını sorsalar türlü sıkıntılar çekebilme tehliken var,
- onlar ne? ne giyiyorsun sen?
+ ag.
- he?
+ ugege.
- ne ge ge?
+ yu ci ci.
- hanım poke topunu getir, pokemon buldum.
Giy normal bir ayakkabı gitsin ya. Hayret bi şey !
+ ag!
- ay bi şey mi oldu?
+ ag ag.
Herkes tarafından eleştirilen veya bok atılan bu garip bot gibi pabuçlara bir eleştiride ben koymazsam ölürüm arkadaş !
Ulan bir bot yapıyorsunuz ne bota benziyor, bir isim koyuyorsunuz ne isime benziyor. Nedir lan bu? Havanız kime lan !? Yıllardır adidas, puma, kinetix gibi markalara alışmışız tabi şimdi böyle abuk bir isim koyunca insan şaşırıyor haliyle. Bu arada kolay telaffuz edilen marka örneklerine nike ı katmamamın sebebi, daha önceden "nike" diye telaffuz edildiğine tanık olmamdır. İstisnalar kaideyi bozar bende azizim.
Bu botları vermeden önce "Ugg Giyme Belgesi" falan vermeleri lazım lan. Hayır ben bir kız olsam bu garip botları giymem, hem ayakta bir garip duyuyor, ayakları büyük gösteriyor hem de bi adını sorsalar türlü sıkıntılar çekebilme tehliken var,
- onlar ne? ne giyiyorsun sen?
+ ag.
- he?
+ ugege.
- ne ge ge?
+ yu ci ci.
- hanım poke topunu getir, pokemon buldum.
Giy normal bir ayakkabı gitsin ya. Hayret bi şey !
18 Nisan 2010 Pazar
Çirkin.
Eve geldikten sonra yemeğimi yedim ve büyük bir heyecanla bilgisayarın başına oturum. İnanılır gibi değildi, yaklaşık 4 saate yakın bilgisayar açıktı fakat kimse yazmamıştı. İnsanların muhatap almaktan hoşlandığı biri değildim sanırım. 3-4 tane dostum vardı sadece, onun dışında arkadaşlıklarım, merhaba merhaba dan ibaretti.
Kadınları çok merak ediyordum, hiç kadın bir dostum yoktu. Aslında kadın dost ta istemiyordum ben, kadın sevgili istiyordum. Filmlerden gördüğüm gibi dudaklarımı onunkilerle birleştirmek, zarif bir tene dokunmak ve yastıkların dışında kafamı koyabilceğim küçük bir omuz istiyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse öpüşmekte anlamsız geliyordu. İki tane et birleşiyordu, o anın durumuna göre hızlanıyor veya yavaş bir şekilde hareket ediyor yine o anın derecesine göre dil emiliyor veya emilmiyordu, bana çok saçma geliyordu ne bilim. ki hakkaten de bilmiyordum.
Kadınlar hakkında fazla bilgi sahibi olmamakla beraber hoşlanma kriterlerimi de tam oturtamamıştım ama şundan emindim ki bir kadının elleri ve ayaklarının güzel olması çok önemliydi benim için. Sanırım bunun sebebi otobüsteki kızdan ötürüydü; otobüste dikkatimi çeken kız, 1.70 boylarında beyaz tenli, uzun siyah saçlı ve sanırım beyaz teninden dolayı çevresinde hafif kızarıklıklar olan büyük yeşil gözlere sahipti ayrıca bunların üstüne çok ta güzel bir vücudu vardı. Güzel yüzüne bakmayı kesip aşşağıya indiğimde ellerinin güzel olduğunu farkettim, biraz daha aşşağıya inip ayaklarına baktım... İğrençti, sanki ayak tırnakları birbirinden ya daha uzundu yada daha kısa ve etine gömülüydü amele tırnağı gibi. Gözümde bir anda sıfır olmuştu, hemen numarasını alıp disipline vermeliydim, aklımdan atsınlar diye.
Dışarıya çıktım ve hayalimdeki kadını bulmak için otobüse bindim. Akbilim olmasına rağmen şoföre para verip binmeyi tercih ettim çünkü o işlemler sırasında otobüsün içindeki güzel kızları tespit etmek için zaman kazanacaktım. Para üstünü aldım ve sağda karşılıklı dörtlü koltuğa oturdum. Kısa boylu, kısa kızıl saçlı, siyah gözlü ve beyaz tenliydi. Kemik gözlüklerde güzel duruyordu. Şirin bir ifadesi vardı, 4-5 durak boyunca göz teması halindeydik, sanırım onun dikkatini çekmiştim. Vücdunu incelediğim sırada hareketlenmeye başladı, bu bir sonraki durak kalkacağına işaretti ve tam kapıya doğru hareketlencekken kapıya doğru hareketlendim ve "dur" düğmesine basar gibi yaptım. Düğmeye tam bastığımı sanmış olacak ki hareketlenmeyi kesti ve durağa gelene kadar oturmaya karar verdi ama yanılıyordu çünkü otobüs büyük bir hızla durağı geçip gitti. Şaşkın şaşkın bana baktı, kendimi tutamadım ve sırıtmaya başladım, "hey allahım sen sabır ver" gibisinden kafasını yana çevirdi.
İneceği duraktan sonra ki durakta ineceğinden emindim. Kalktı düğmeye kendi bastı, hala gülüyordum, onun da sinirleri bozuldu sanırım ve o da güldü. Beraber otobüsten indik. Bu kadar oyundan sonra konuşmazsam olmazdı ve yanına gittim,
- Pardon. (bi bakar mısınız anlamında)
+ önemli değil.
Gitti, "önemli değil" dedi ve gitti. Ağzım açık arkasından bakakaldım. İndiğim durakta güzel bir kız daha oturuyordu, uzun süre bakıştıktan sonra yanına oturdum. İlk sinyali çaktı ve çantasından pasosunu çıkarıp bilgilerin yazdığı kısmı elinde açık bir şekilde tutuyordu, özel üniversiteye gidiyordu ama bir şekilde hallederdim. Nerdeyse tüm hatların otobüsü geçmiş ama kız yine gitmemişti. Salaklık bendeydi, benim hamle yapmamı bekliyordu ama daha önce hiç böyle bi şey yapmamıştım ve bu işlerin nasıl olduğunu bilmiyordum. Emin olmak amacıyla, yeniden bakışmak için ayağa kalktım ve durağın direğine yaslandım, garip garip bana bakıyordu ve galiba sabırsızlanıyordu. Bir fikir bulmak için düşünürken karşıdan durağa doğru audi tt marka bir araba yaklaşıyordu, çocuk benim yaşlarımdaydı. Durağa yanaştı, kornaya bastı. Kızın hareketlendiğini görünce kendimi aptal gibi hissettim. Kız, kendini audi tt ile almaya gelen bir adamı, "nerde kaldın" diye fırçalıyordu. Ben olsam böyle bir arabayı benim gibi birini almak için hiç zahmet ettirmez, direk ben arabaya giderdim.
Gülünecek haldeydim. Artık daha kolay lokmalar arayışındaydım, NEFES ALSIN YETER ! Karşıma çıkan ilk kıza aşık olacaktım, uğraşmaktan bıkmıştım. Eve gitmek için otobüse bindim, şoföre parayı uzattum ve şöyle bir etrafı kolaçan ettim. Kolay olsun istiyordum ve orta kapıda duran kısa boylu kilolu kızı gördüm. Muazzam bir çirkinliği vardı. 1.50 boylarında, kilolu ve göbekli, uzun siyah saçlı, siyah gözlü, kilodan dolayı sarkmış büyük göğüslerine değicek kadar sarkıklıkta gıdısı ve hepsinden kötüsü içinde siyah siyah kirler bulunan etine gömülü yenmiş tırnakları vardı. Evet ben buna aşık olmalıydım. Sevicek bir tarafını arıyordum ama yeşil tonlamalı ağır makyaj yüzünde adeta bir maske gibi duruyordu. Hah küçük ayakları vardı, küçük ayaklar her zaman şirindir... tabi terden dolayı çorabın siyah yünlerinin parmak aralarına yapışmadığı ve tırnakları koparılmış, etine gömülü olmayan tırnaklı ayaklardan bahsediyorum. Bu insanla eninde sonunda biri hoşlanacaktı ve kendimi o, "eninde sonunda hoşlanacak" birinin yerine koydum. Aradığım cevap çok basitti, şansımı zorlamamalıydım, kadına ihtiyacım vardı ve fazla alternatifim yoktu.
İndiği durakta indim ve yanına gittim,
- Pardon.
+ evet?
- ya ben sizi beğendim de... tanışabilir miyiz?
+ sebep?
- !?
+ konuşacak mısınız?
- çünkü sizi beğenmemden dolayı...
+ beni beğenecek kadar düştün yani ha?
Bu lafından sonra beni kafeslemeyi başarmıştı. Çok hoşuma gitmişti bu cevap. Aslında iyi bir bayan olduğunu söyledikten sonra benimle ilerideki cafe ye kadar gelmesini sağlamıştım. Sevgiliydik. Yakışıklı ve içine kapanık bir insan olarak çirkin ve girişken bir kadınla sevgiliydim. Sarkık yumuşak gıdısıyla oynamak çok hoşuma gidiyordu, tombul yanaklarını sıkıp öyle öpüyordum. Hiç bir yastık onun göbeği kadar rahat değildi. Tırnaklarını da yemiyordu artık. Sanırım bu boktan kadına aşık oluyordum.
Beni utangaçlığımdan, yıllardır kolaya kaçıp ardına saklandığım yalnızlığımdan ayırıyordu. Yaşadığımı hissediyordum o garip kadınla. Yatıyordum o garip kadınla, öpüyordum o garip kadını. Konuşuyordum o garip kadınla, anlatıyor, anlıyordum garip kadını. Beni adam ediyordu, insanlarla rahatça konuşabiliyordum artık. Bu çirkin kadın hayatıma birçok güzellik katıp, bana nasıl mutlu olunduğunu, nasıl yaşandığını öğretiyordu, artık insan ile ilişkiler açısından bu kadın sayesinde tecrübeleniyordum. Ona bir leke, zarar gelmesini istemiyordum, onu savunuyordum,
- oğlum sen bu kızla yattın mı lan?
+ yok lan oha.
- hadi lan yattın di mi? hehehe
+ yok oğlum saçmalama lan.
- ya oğlum bırak yaa, kaç aydır çıkıyorsunuz lan çakal.
+ abi ayıp oluyo.
- lan oğlum benden mi utanıyorsun? yapmışındır illa.
+ off tamam abi yattık ya.
- siktir lan sen anlamazsın o işlerden sallama.
+ !?
bazen bu tür diretmelerde, karşıdakinin iddiasını bir süre sonra kabul edince olay kendi istediğiniz gibi sonuçlanabiliyor.
Sevgilimle çok mutluydum ama eskisi gibi değildim, bunun sebebi sanki tecrübelenmemdi. Seviyordum ama eskisi gibi mutlu değildim, gözüm açılmıştı sanki. Onunla beraber kabuğumu kırdığımdan beri insanlarla ilişkilerim kolaylaştığı gibi kadınlarla da ilişkilerim gelişmişti haliye. Çok zor olarak gördüğüm tanışma faslı, flört faslı gibi olayların aslında basit olduğunu anladım, insan da basit bir canlıdır zaten.
Monoton gelmeye başlamıştı her şey. Artık kabuğumu tamamen kırmalıydım, ondan kurtulmalıydım.
- zeynep, canım benim söylemek istediğim şeyler var.
+ söyle tabi hayatım?
- sence iyi miyiz?
+ neden?
- ben artık sıkılıyorum, bana tat vermiyor artık bu ilişki.
+ hıh(gül), biliyordum böyle olucağını zaten.
- nasıl yani?
+ bu işler hep böyledir, ilk defa sende olmadı bu... tamam ayrılalım, umarım hayatında mutlu olursun.
- teşekkür ederim, her şey için. beni sen yetiştirdin.
+ esrafrullah. haydi kalkalım o zaman.
- zeynep.
+ efendim?
- özür dilerim.
bar dan ayrılmıştık. içimde bir şeyler kopmuştu sanki. Ayrılırken hiç üzülmemişti sanki başına gelecekleri biliyordu ve alışıktı, sanki ben ondan değil de o benden ayrılmıştı. Bu olaydan sonra artık tamamen tecrübeliydim, hazırdım.
Artık güzel bir kadınla beraber olmak istiyordum, o kapasite, tecrübe artık vardı. Aynı zamanda tecrübenin beni yoldan çıkardığını hissediyordum ama aldırmıyordum, çünkü artık olayların nasıl işlediğini, artık daha iyi bir eş e sahip olmanın daha iyi olacağı fikri bana daha mantıklı geliyordu. Halbuki o kadınla mutsuz da değildim. Ama daha iyisi neden olmasın?
Hiç birbirimizi aramadık ayrıldıktan sonra, bir anda hayatıma girip, bir anda hayatımdan çıkmıştı. Arık yeni bir sevgili bulmaya hazırdım, güzelinden. Otobüse bindim otobüs şoförüne parayı uzattım, güzel kızı gözüme kestirdim ve yanına gittim. 1.75 boylarında, esmer, mavi gözlü, küçük suratlı ve çok zarif bir duruşu vardı aynı zamanda tırnakları da güzeldi. Otobüsten inmek üzere kapıya yaklaştı, yanımdan geçerken kokusu sanki oksijenin kokusuydu, oksijensiz yaşayamazdım. Otobüsten beraber indik yanına gittim,
- pardon... bakar mısınız?
+ efendim?
- ya lafı dolandırmak istemiyorum, sizin içinde sakıncası yoksa tanışabilir miyiz?
+ sebep ?
- emmm... çünkü sizden etkilenmemden dolayı.
+ hah hah(gülüyor) iyi cesaret valla, adım dila tütüncü. facebook tan ulaşırsın, acelem var, görüşürüz.
- peki.
Mecburen bir facebook hesabı açtıracaktık, o güzelliğe değerdi.
Güzel olmasına rağmen muhabbetlerimiz sürekli kitleniyordu, biraz kültürsüz, cahildi ama bu benim işime geliyordu çünkü ben bilgilerimi, tecrübelerimi konuşturdukça onu daha çok etkiliyordum. Ona bir çok yeni şey öğretiyordum. Yatıyor, yaşıyor, eğleniyorduk. Ona hayatında bir çok yeni şeyi ben öğretiyordum.
Bir gün sahilde oturuyorduk, sessizliği bozdu,
- kerem, sana söylemek istediklerim var.
+ tabi hayatım.
- ben artık sıkılmaya başladım.
+ neden?
- sence de monotonlaşmaya başlamadı mı ilişkimiz.
+ ...
onu artık geri döndüremezdim,
- peki dila.
+ sana minnettarım. Bana çok şey öğrettin, yaşamayı öğrettin.
- estafrullah, daha öğreneceklerin var, hayatı sana en son öğreten kişi olmicam, emin ol. Haydi kalkalım. (acı bir tebessümle)
+ teşekkür ederim, sana çok değer veriyorum(!), kendine iyi bak.
Ayrılmıştık. Onun çirkini olmuştum, bu döngü hep devam edicekti. Tecrübe bizi hep birinin çirkini veya güzeli yapacaktı.
Kadınları çok merak ediyordum, hiç kadın bir dostum yoktu. Aslında kadın dost ta istemiyordum ben, kadın sevgili istiyordum. Filmlerden gördüğüm gibi dudaklarımı onunkilerle birleştirmek, zarif bir tene dokunmak ve yastıkların dışında kafamı koyabilceğim küçük bir omuz istiyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse öpüşmekte anlamsız geliyordu. İki tane et birleşiyordu, o anın durumuna göre hızlanıyor veya yavaş bir şekilde hareket ediyor yine o anın derecesine göre dil emiliyor veya emilmiyordu, bana çok saçma geliyordu ne bilim. ki hakkaten de bilmiyordum.
Kadınlar hakkında fazla bilgi sahibi olmamakla beraber hoşlanma kriterlerimi de tam oturtamamıştım ama şundan emindim ki bir kadının elleri ve ayaklarının güzel olması çok önemliydi benim için. Sanırım bunun sebebi otobüsteki kızdan ötürüydü; otobüste dikkatimi çeken kız, 1.70 boylarında beyaz tenli, uzun siyah saçlı ve sanırım beyaz teninden dolayı çevresinde hafif kızarıklıklar olan büyük yeşil gözlere sahipti ayrıca bunların üstüne çok ta güzel bir vücudu vardı. Güzel yüzüne bakmayı kesip aşşağıya indiğimde ellerinin güzel olduğunu farkettim, biraz daha aşşağıya inip ayaklarına baktım... İğrençti, sanki ayak tırnakları birbirinden ya daha uzundu yada daha kısa ve etine gömülüydü amele tırnağı gibi. Gözümde bir anda sıfır olmuştu, hemen numarasını alıp disipline vermeliydim, aklımdan atsınlar diye.
Dışarıya çıktım ve hayalimdeki kadını bulmak için otobüse bindim. Akbilim olmasına rağmen şoföre para verip binmeyi tercih ettim çünkü o işlemler sırasında otobüsün içindeki güzel kızları tespit etmek için zaman kazanacaktım. Para üstünü aldım ve sağda karşılıklı dörtlü koltuğa oturdum. Kısa boylu, kısa kızıl saçlı, siyah gözlü ve beyaz tenliydi. Kemik gözlüklerde güzel duruyordu. Şirin bir ifadesi vardı, 4-5 durak boyunca göz teması halindeydik, sanırım onun dikkatini çekmiştim. Vücdunu incelediğim sırada hareketlenmeye başladı, bu bir sonraki durak kalkacağına işaretti ve tam kapıya doğru hareketlencekken kapıya doğru hareketlendim ve "dur" düğmesine basar gibi yaptım. Düğmeye tam bastığımı sanmış olacak ki hareketlenmeyi kesti ve durağa gelene kadar oturmaya karar verdi ama yanılıyordu çünkü otobüs büyük bir hızla durağı geçip gitti. Şaşkın şaşkın bana baktı, kendimi tutamadım ve sırıtmaya başladım, "hey allahım sen sabır ver" gibisinden kafasını yana çevirdi.
İneceği duraktan sonra ki durakta ineceğinden emindim. Kalktı düğmeye kendi bastı, hala gülüyordum, onun da sinirleri bozuldu sanırım ve o da güldü. Beraber otobüsten indik. Bu kadar oyundan sonra konuşmazsam olmazdı ve yanına gittim,
- Pardon. (bi bakar mısınız anlamında)
+ önemli değil.
Gitti, "önemli değil" dedi ve gitti. Ağzım açık arkasından bakakaldım. İndiğim durakta güzel bir kız daha oturuyordu, uzun süre bakıştıktan sonra yanına oturdum. İlk sinyali çaktı ve çantasından pasosunu çıkarıp bilgilerin yazdığı kısmı elinde açık bir şekilde tutuyordu, özel üniversiteye gidiyordu ama bir şekilde hallederdim. Nerdeyse tüm hatların otobüsü geçmiş ama kız yine gitmemişti. Salaklık bendeydi, benim hamle yapmamı bekliyordu ama daha önce hiç böyle bi şey yapmamıştım ve bu işlerin nasıl olduğunu bilmiyordum. Emin olmak amacıyla, yeniden bakışmak için ayağa kalktım ve durağın direğine yaslandım, garip garip bana bakıyordu ve galiba sabırsızlanıyordu. Bir fikir bulmak için düşünürken karşıdan durağa doğru audi tt marka bir araba yaklaşıyordu, çocuk benim yaşlarımdaydı. Durağa yanaştı, kornaya bastı. Kızın hareketlendiğini görünce kendimi aptal gibi hissettim. Kız, kendini audi tt ile almaya gelen bir adamı, "nerde kaldın" diye fırçalıyordu. Ben olsam böyle bir arabayı benim gibi birini almak için hiç zahmet ettirmez, direk ben arabaya giderdim.
Gülünecek haldeydim. Artık daha kolay lokmalar arayışındaydım, NEFES ALSIN YETER ! Karşıma çıkan ilk kıza aşık olacaktım, uğraşmaktan bıkmıştım. Eve gitmek için otobüse bindim, şoföre parayı uzattum ve şöyle bir etrafı kolaçan ettim. Kolay olsun istiyordum ve orta kapıda duran kısa boylu kilolu kızı gördüm. Muazzam bir çirkinliği vardı. 1.50 boylarında, kilolu ve göbekli, uzun siyah saçlı, siyah gözlü, kilodan dolayı sarkmış büyük göğüslerine değicek kadar sarkıklıkta gıdısı ve hepsinden kötüsü içinde siyah siyah kirler bulunan etine gömülü yenmiş tırnakları vardı. Evet ben buna aşık olmalıydım. Sevicek bir tarafını arıyordum ama yeşil tonlamalı ağır makyaj yüzünde adeta bir maske gibi duruyordu. Hah küçük ayakları vardı, küçük ayaklar her zaman şirindir... tabi terden dolayı çorabın siyah yünlerinin parmak aralarına yapışmadığı ve tırnakları koparılmış, etine gömülü olmayan tırnaklı ayaklardan bahsediyorum. Bu insanla eninde sonunda biri hoşlanacaktı ve kendimi o, "eninde sonunda hoşlanacak" birinin yerine koydum. Aradığım cevap çok basitti, şansımı zorlamamalıydım, kadına ihtiyacım vardı ve fazla alternatifim yoktu.
İndiği durakta indim ve yanına gittim,
- Pardon.
+ evet?
- ya ben sizi beğendim de... tanışabilir miyiz?
+ sebep?
- !?
+ konuşacak mısınız?
- çünkü sizi beğenmemden dolayı...
+ beni beğenecek kadar düştün yani ha?
Bu lafından sonra beni kafeslemeyi başarmıştı. Çok hoşuma gitmişti bu cevap. Aslında iyi bir bayan olduğunu söyledikten sonra benimle ilerideki cafe ye kadar gelmesini sağlamıştım. Sevgiliydik. Yakışıklı ve içine kapanık bir insan olarak çirkin ve girişken bir kadınla sevgiliydim. Sarkık yumuşak gıdısıyla oynamak çok hoşuma gidiyordu, tombul yanaklarını sıkıp öyle öpüyordum. Hiç bir yastık onun göbeği kadar rahat değildi. Tırnaklarını da yemiyordu artık. Sanırım bu boktan kadına aşık oluyordum.
Beni utangaçlığımdan, yıllardır kolaya kaçıp ardına saklandığım yalnızlığımdan ayırıyordu. Yaşadığımı hissediyordum o garip kadınla. Yatıyordum o garip kadınla, öpüyordum o garip kadını. Konuşuyordum o garip kadınla, anlatıyor, anlıyordum garip kadını. Beni adam ediyordu, insanlarla rahatça konuşabiliyordum artık. Bu çirkin kadın hayatıma birçok güzellik katıp, bana nasıl mutlu olunduğunu, nasıl yaşandığını öğretiyordu, artık insan ile ilişkiler açısından bu kadın sayesinde tecrübeleniyordum. Ona bir leke, zarar gelmesini istemiyordum, onu savunuyordum,
- oğlum sen bu kızla yattın mı lan?
+ yok lan oha.
- hadi lan yattın di mi? hehehe
+ yok oğlum saçmalama lan.
- ya oğlum bırak yaa, kaç aydır çıkıyorsunuz lan çakal.
+ abi ayıp oluyo.
- lan oğlum benden mi utanıyorsun? yapmışındır illa.
+ off tamam abi yattık ya.
- siktir lan sen anlamazsın o işlerden sallama.
+ !?
bazen bu tür diretmelerde, karşıdakinin iddiasını bir süre sonra kabul edince olay kendi istediğiniz gibi sonuçlanabiliyor.
Sevgilimle çok mutluydum ama eskisi gibi değildim, bunun sebebi sanki tecrübelenmemdi. Seviyordum ama eskisi gibi mutlu değildim, gözüm açılmıştı sanki. Onunla beraber kabuğumu kırdığımdan beri insanlarla ilişkilerim kolaylaştığı gibi kadınlarla da ilişkilerim gelişmişti haliye. Çok zor olarak gördüğüm tanışma faslı, flört faslı gibi olayların aslında basit olduğunu anladım, insan da basit bir canlıdır zaten.
Monoton gelmeye başlamıştı her şey. Artık kabuğumu tamamen kırmalıydım, ondan kurtulmalıydım.
- zeynep, canım benim söylemek istediğim şeyler var.
+ söyle tabi hayatım?
- sence iyi miyiz?
+ neden?
- ben artık sıkılıyorum, bana tat vermiyor artık bu ilişki.
+ hıh(gül), biliyordum böyle olucağını zaten.
- nasıl yani?
+ bu işler hep böyledir, ilk defa sende olmadı bu... tamam ayrılalım, umarım hayatında mutlu olursun.
- teşekkür ederim, her şey için. beni sen yetiştirdin.
+ esrafrullah. haydi kalkalım o zaman.
- zeynep.
+ efendim?
- özür dilerim.
bar dan ayrılmıştık. içimde bir şeyler kopmuştu sanki. Ayrılırken hiç üzülmemişti sanki başına gelecekleri biliyordu ve alışıktı, sanki ben ondan değil de o benden ayrılmıştı. Bu olaydan sonra artık tamamen tecrübeliydim, hazırdım.
Artık güzel bir kadınla beraber olmak istiyordum, o kapasite, tecrübe artık vardı. Aynı zamanda tecrübenin beni yoldan çıkardığını hissediyordum ama aldırmıyordum, çünkü artık olayların nasıl işlediğini, artık daha iyi bir eş e sahip olmanın daha iyi olacağı fikri bana daha mantıklı geliyordu. Halbuki o kadınla mutsuz da değildim. Ama daha iyisi neden olmasın?
Hiç birbirimizi aramadık ayrıldıktan sonra, bir anda hayatıma girip, bir anda hayatımdan çıkmıştı. Arık yeni bir sevgili bulmaya hazırdım, güzelinden. Otobüse bindim otobüs şoförüne parayı uzattım, güzel kızı gözüme kestirdim ve yanına gittim. 1.75 boylarında, esmer, mavi gözlü, küçük suratlı ve çok zarif bir duruşu vardı aynı zamanda tırnakları da güzeldi. Otobüsten inmek üzere kapıya yaklaştı, yanımdan geçerken kokusu sanki oksijenin kokusuydu, oksijensiz yaşayamazdım. Otobüsten beraber indik yanına gittim,
- pardon... bakar mısınız?
+ efendim?
- ya lafı dolandırmak istemiyorum, sizin içinde sakıncası yoksa tanışabilir miyiz?
+ sebep ?
- emmm... çünkü sizden etkilenmemden dolayı.
+ hah hah(gülüyor) iyi cesaret valla, adım dila tütüncü. facebook tan ulaşırsın, acelem var, görüşürüz.
- peki.
Mecburen bir facebook hesabı açtıracaktık, o güzelliğe değerdi.
Güzel olmasına rağmen muhabbetlerimiz sürekli kitleniyordu, biraz kültürsüz, cahildi ama bu benim işime geliyordu çünkü ben bilgilerimi, tecrübelerimi konuşturdukça onu daha çok etkiliyordum. Ona bir çok yeni şey öğretiyordum. Yatıyor, yaşıyor, eğleniyorduk. Ona hayatında bir çok yeni şeyi ben öğretiyordum.
Bir gün sahilde oturuyorduk, sessizliği bozdu,
- kerem, sana söylemek istediklerim var.
+ tabi hayatım.
- ben artık sıkılmaya başladım.
+ neden?
- sence de monotonlaşmaya başlamadı mı ilişkimiz.
+ ...
onu artık geri döndüremezdim,
- peki dila.
+ sana minnettarım. Bana çok şey öğrettin, yaşamayı öğrettin.
- estafrullah, daha öğreneceklerin var, hayatı sana en son öğreten kişi olmicam, emin ol. Haydi kalkalım. (acı bir tebessümle)
+ teşekkür ederim, sana çok değer veriyorum(!), kendine iyi bak.
Ayrılmıştık. Onun çirkini olmuştum, bu döngü hep devam edicekti. Tecrübe bizi hep birinin çirkini veya güzeli yapacaktı.
17 Nisan 2010 Cumartesi
Balık.
Yatağın içinde mayışık bir şekilde uzanıyordum, yarım saat önce uyanmış olmama rağmen hala ayağa kalkmak için kendimi hazır hissetmiyordum. Hem kalkıp ne yapacaktım ki? yine kalkıcam elimi yüzümü yıkicam daha sonra kahvaltı yapıp bilgisayarın başına oturup saatlerimin büyük bir kısmını bilgisayarın masaüsüstünde boş boş sağ tıklayıp yenile yapıcaktım. Ailemle zaman geçiriyim desem, anne ve babamla zayıf bir iletişimim vardı, bir kız kardeşim var onla ise tamamen farklı iki karakteriz.
Arkadaşımı arayabilirdim ama onla da yapabilceğimiz şeyler yine aynıydı, ya bize gelcek beraber film izlicez yada rahat olduğumuz ve bütçemize uygun bir mekanda bira içip bırak fikir çatışmalarını ve tartışmaları, söylenen sözler direk kendiyle çelişicekti daha sonra birbirine karşıt olan görüşler alkolün etkisiyle bir noktada buluşacaktı. Her içki masasında aynı muhabbetler aynı görüşler aynı hayat felsefeleri daha kapsamlı ve kendini geliştirmiş, daha da mantıkla yoğrulmuş bir şekilde konuşulurdu ve yine her seferinde alkolün etkisiyle bütün karşıtlıklar aynı noktada buluşurdu. Eskiden beri insanları bir fikir, bir inanış altında bir araya toplayıp dayanışma yaratan, yardımlaşmayı hat safhaya taşına amacı güden olgu "din" olarak düşünürdüm ama artık inanıyorum ki artık bu alanda, akol ağırlığını yavaş yavaş koymaya başladı. Alkol masasının sağladığı samimiyeti, alkolün oluşturduğu dağınıklık sonucu en aykırı düşüncenin bile ortalamaya ineceği, alkol masasından sonra oluşan yardımlaşma ve dayanışma... o kafayla nasıl hiç olamadığım kadar "insan" olabildiğime şaşırıyorum bazen. Alkol masasından kalktıktan sonra hiç kimse ortada kalmaz, sokakta kalmaz, en nefret ettiğiniz adamı bile evinize davet edersiniz, insan olursunuz.
Alkol güzeldi ama artık sıkıcıydı. Alkolden bile sıkılma raddesine geldiğime göre ortada büyük bir sorun vardı yatağımdan kalkıp doğruldum, hayatımda mutluluk veren olayların anlamını yitirmesine anlam veremedim.Tanrı ya inanıyordum ve ondan yine bi şey istiyecektim, istediğim türden bir mutluluk. Hani, "ulan başka bişey istesem olacakmış" dersiniz ya, o tip bir andaymış gibi hissettim kendimi ve aklımdan geçirdim, "ulan ağzımdan çıkan, aklımdan geçen her istek,her kelime, her duygu her his tam anlamıyla gerçek olsa ya" diye.
Gerçekleşip gerçekleşmediğini test etmek istedim ama çok dikkatli olmalıydım eğer isteğim gerçekleşmişse bunun tehlikeli taraflarıda vardı zira her isteğin gerçekleşmesi o kadar da güzel bi şey değildir. Kahvaltıyı hazırladım, evde her şey vardı bir kuş sütü eksikti... aklımdan geçirdiğim anda masada, bir bardağın içinde garip bir sıvı gördüm. Yukarda ki benle dalga geçiyor olmalıydı, kuş sütü diye bi şey olmaması lazımdı, tadına bakmaya cesaret edemedim. Olayın daha ilginç yanı mecazlarım, deyimlerim de gerçekleşiyordu. Daha da dikkatli olmalıydım ama yapabilme şansım olmasına rağmen yine odamı toplamak istemiyordum.
Evden dışarı çıkmaya cesaret edemiyor, korkudan aklımdan bi şey geçirmemeye çalışıyordum ama aynı zamanda böyle bir fırsatı kaçırmak istemiyordum. Üstümü giyindim saçlarımı tam istediğim gibi yapabilmiştim yeteneğim sayesinde, saçlarımı hiç bir zaman yapamadığım ama hep olmasını istediğim, "tam istediğim gibi" haliyle görünce zevklerimi yeniden gözden geçirmeye karar verdim. Sokağa çıktım, inanılmaz bir sıcak vardı, otobüse binip taksim e gitmeye karar verdim.
Daha bineli 5 dakika geçmemişti ama ben sıcaktan sucuk gibi oldum demeye kalmadan sucuk gibi kokmaya başladım, yeteneğimi unutmuştum ve şükrettim, iyi ki, "gibi" dediğim için. Taksim e giden otobüste bir kişi sucuk oldu temalı haberin esas oğlanı olmak hiç güzel olmazdı. Bu haberi düşününce gülmeye başladım, kahkahalar atıyordum, insanların şaşkın ifadelerini gördükçe, gülmekten altıma sıçıyordum... Lanet olsun yine gerçekleşmişti, pantalonumun ağına öyle şiddetle sıçıyordum ki pantalon götümden düşüyordu. İnsanlar artık korku dolu gözlerle bakıyordu, düğmeye bastım, "keşke gülmekten altıma işeseydim, diye düşünseydim lan o yine daha iyi" diye aklımdan geçirdim... Hay amına koyayım, şimdi de altıma işiyordum, eve bir durak mesafe uzaklıkta durağın içinde sanki evdeymiş gibi bir rahatlıkla altına sıçan ve işeyen bir insandım. Bu halde fazla gidemezdim, pantalonu çıkardım ama donu indirirken insanlara iyice rezil olmamak adına özel bi şey istedikten sonra, rahatlıkla donumu da çıkardım, aşşağıya baktığımda kendimi mutlu hissettim. O kadar rezilliğin arasında tek derdim oydu sanki. Eve doğru dal t.şşak koşuyordum ama bi yandan da halime gülüp altıma sıçıyordum, yani hem koşup hem sıçıyordum.
Sonunda eve gitmiştim, anne ve babamın gelmesine az bir süre kaldığından evdeki bok lekelerini temizledikten sonra aynanın önünde kendime bakmaya başladım. Düşündüm, her şey benim elimdeydi, o rezil durumdan kendimi çok iyi sıyırabilirdim, kendimi kurtarabilirdim ama yapamadım, elimdeydi, istesem süper bir şekilde günümü geçirebilirdim ama aklıma gelmedi. Böyle şans elime geçmesine rağmen yine sıçmıştım hem de harbi harbi sıçmıştım. Sorun sanki kimse de değil de benim isteklerimde benim mentalitemden kaynaklanıyordu.
Olay yine benim salaklığıma, bana patlayınca kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim... Bir kere daha olmuştu yine hislerim gerçekleşmişti, nefes alamıyor yerde çırpınıyordum aklım başıma gelmişti durumu değiştirebilirdim ama o anda tek istediğim şey nefes almaktı, nefes almak nefes almak... Yine olmuştu, babam eve geldi, yerdeki beni görünce çok şaşırdı çünkü evimizde bir balık yoktu, hemen bir bardağa su doldurup beni içine koydu.
Artık nefes alabiliyordum ama çok yorulmuştum. İstemek ve düşünmek istemiyordum, daha kötü bir duruma düşmediğim için balık halime şükrettim. Su bardağının içinde kafamı çevirdiğimde masanın üstünde bana bakan, ölmek üzere olan kelebeği farkettim. Alaycı ve küçümser bir ifadeyle bana bakıyordu, ona aslında olayın nasıl olduğunu büyük bir heyecanla anlatmak isterdim fakat çoktan ölmüştü, onu geri getiremezdim. Balık olmak yine iyiydi be.
Arkadaşımı arayabilirdim ama onla da yapabilceğimiz şeyler yine aynıydı, ya bize gelcek beraber film izlicez yada rahat olduğumuz ve bütçemize uygun bir mekanda bira içip bırak fikir çatışmalarını ve tartışmaları, söylenen sözler direk kendiyle çelişicekti daha sonra birbirine karşıt olan görüşler alkolün etkisiyle bir noktada buluşacaktı. Her içki masasında aynı muhabbetler aynı görüşler aynı hayat felsefeleri daha kapsamlı ve kendini geliştirmiş, daha da mantıkla yoğrulmuş bir şekilde konuşulurdu ve yine her seferinde alkolün etkisiyle bütün karşıtlıklar aynı noktada buluşurdu. Eskiden beri insanları bir fikir, bir inanış altında bir araya toplayıp dayanışma yaratan, yardımlaşmayı hat safhaya taşına amacı güden olgu "din" olarak düşünürdüm ama artık inanıyorum ki artık bu alanda, akol ağırlığını yavaş yavaş koymaya başladı. Alkol masasının sağladığı samimiyeti, alkolün oluşturduğu dağınıklık sonucu en aykırı düşüncenin bile ortalamaya ineceği, alkol masasından sonra oluşan yardımlaşma ve dayanışma... o kafayla nasıl hiç olamadığım kadar "insan" olabildiğime şaşırıyorum bazen. Alkol masasından kalktıktan sonra hiç kimse ortada kalmaz, sokakta kalmaz, en nefret ettiğiniz adamı bile evinize davet edersiniz, insan olursunuz.
Alkol güzeldi ama artık sıkıcıydı. Alkolden bile sıkılma raddesine geldiğime göre ortada büyük bir sorun vardı yatağımdan kalkıp doğruldum, hayatımda mutluluk veren olayların anlamını yitirmesine anlam veremedim.Tanrı ya inanıyordum ve ondan yine bi şey istiyecektim, istediğim türden bir mutluluk. Hani, "ulan başka bişey istesem olacakmış" dersiniz ya, o tip bir andaymış gibi hissettim kendimi ve aklımdan geçirdim, "ulan ağzımdan çıkan, aklımdan geçen her istek,her kelime, her duygu her his tam anlamıyla gerçek olsa ya" diye.
Gerçekleşip gerçekleşmediğini test etmek istedim ama çok dikkatli olmalıydım eğer isteğim gerçekleşmişse bunun tehlikeli taraflarıda vardı zira her isteğin gerçekleşmesi o kadar da güzel bi şey değildir. Kahvaltıyı hazırladım, evde her şey vardı bir kuş sütü eksikti... aklımdan geçirdiğim anda masada, bir bardağın içinde garip bir sıvı gördüm. Yukarda ki benle dalga geçiyor olmalıydı, kuş sütü diye bi şey olmaması lazımdı, tadına bakmaya cesaret edemedim. Olayın daha ilginç yanı mecazlarım, deyimlerim de gerçekleşiyordu. Daha da dikkatli olmalıydım ama yapabilme şansım olmasına rağmen yine odamı toplamak istemiyordum.
Evden dışarı çıkmaya cesaret edemiyor, korkudan aklımdan bi şey geçirmemeye çalışıyordum ama aynı zamanda böyle bir fırsatı kaçırmak istemiyordum. Üstümü giyindim saçlarımı tam istediğim gibi yapabilmiştim yeteneğim sayesinde, saçlarımı hiç bir zaman yapamadığım ama hep olmasını istediğim, "tam istediğim gibi" haliyle görünce zevklerimi yeniden gözden geçirmeye karar verdim. Sokağa çıktım, inanılmaz bir sıcak vardı, otobüse binip taksim e gitmeye karar verdim.
Daha bineli 5 dakika geçmemişti ama ben sıcaktan sucuk gibi oldum demeye kalmadan sucuk gibi kokmaya başladım, yeteneğimi unutmuştum ve şükrettim, iyi ki, "gibi" dediğim için. Taksim e giden otobüste bir kişi sucuk oldu temalı haberin esas oğlanı olmak hiç güzel olmazdı. Bu haberi düşününce gülmeye başladım, kahkahalar atıyordum, insanların şaşkın ifadelerini gördükçe, gülmekten altıma sıçıyordum... Lanet olsun yine gerçekleşmişti, pantalonumun ağına öyle şiddetle sıçıyordum ki pantalon götümden düşüyordu. İnsanlar artık korku dolu gözlerle bakıyordu, düğmeye bastım, "keşke gülmekten altıma işeseydim, diye düşünseydim lan o yine daha iyi" diye aklımdan geçirdim... Hay amına koyayım, şimdi de altıma işiyordum, eve bir durak mesafe uzaklıkta durağın içinde sanki evdeymiş gibi bir rahatlıkla altına sıçan ve işeyen bir insandım. Bu halde fazla gidemezdim, pantalonu çıkardım ama donu indirirken insanlara iyice rezil olmamak adına özel bi şey istedikten sonra, rahatlıkla donumu da çıkardım, aşşağıya baktığımda kendimi mutlu hissettim. O kadar rezilliğin arasında tek derdim oydu sanki. Eve doğru dal t.şşak koşuyordum ama bi yandan da halime gülüp altıma sıçıyordum, yani hem koşup hem sıçıyordum.
Sonunda eve gitmiştim, anne ve babamın gelmesine az bir süre kaldığından evdeki bok lekelerini temizledikten sonra aynanın önünde kendime bakmaya başladım. Düşündüm, her şey benim elimdeydi, o rezil durumdan kendimi çok iyi sıyırabilirdim, kendimi kurtarabilirdim ama yapamadım, elimdeydi, istesem süper bir şekilde günümü geçirebilirdim ama aklıma gelmedi. Böyle şans elime geçmesine rağmen yine sıçmıştım hem de harbi harbi sıçmıştım. Sorun sanki kimse de değil de benim isteklerimde benim mentalitemden kaynaklanıyordu.
Olay yine benim salaklığıma, bana patlayınca kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim... Bir kere daha olmuştu yine hislerim gerçekleşmişti, nefes alamıyor yerde çırpınıyordum aklım başıma gelmişti durumu değiştirebilirdim ama o anda tek istediğim şey nefes almaktı, nefes almak nefes almak... Yine olmuştu, babam eve geldi, yerdeki beni görünce çok şaşırdı çünkü evimizde bir balık yoktu, hemen bir bardağa su doldurup beni içine koydu.
Artık nefes alabiliyordum ama çok yorulmuştum. İstemek ve düşünmek istemiyordum, daha kötü bir duruma düşmediğim için balık halime şükrettim. Su bardağının içinde kafamı çevirdiğimde masanın üstünde bana bakan, ölmek üzere olan kelebeği farkettim. Alaycı ve küçümser bir ifadeyle bana bakıyordu, ona aslında olayın nasıl olduğunu büyük bir heyecanla anlatmak isterdim fakat çoktan ölmüştü, onu geri getiremezdim. Balık olmak yine iyiydi be.
15 Nisan 2010 Perşembe
O olay aslında öyle değil
Evin en sevdiğim zamanları, ne ailecek mutlu olduğumuz zamanlar ne de güzel yemek pişen zamanlarıdır. Evin en güzel zamanı evde tek başıma olduğum zamanlarıdır.
Bir gün yine evde tek başıma, pencereye yaslanmış oda kokmasın da sigara kokusu içeriye sinmesin diye dışarıya üflüyordum. Tek başımayken bu tip zamanlarda her zaman ölümün nasıl bir duygu olduğunu merak edip kafamda canlandırmaya çalışırdım. O gün sanırım fazla düşünmekten dolayı pencereye yaslanırken hiç istifimi bozmadan kendimi beşinci kattan aşşağıya bıraktım. Yaz sıcağında esmesi için yalvardığım rüzgar müthiş bir hızla suratıma çarpıyordu, ben rüzgara esiyordum adeta. o 3-5 saniye içinde ölmek aslında çok keyifliymiş gibi gelmişti ta ki kafa üstü çakıl taşlarına çakılana kadar, ölüm anında daha değişik hissedeceğimi sanıyordum ama hayal kırıklığına uğradım, inanılmaz bir acı vardı ama bir saniye bile sürmemişti karanlığa gömülmem.
Uyandığımda koza yı çoktan delip uçmaya başlamıştım. Düşünebiliyor musunuz reankarnasyon diye bir olay var ve ben tekrardan dirile dirile, üç günlük ömrü olan sikimden bi canlı olarak doğuyordum. Üç gün boyunca uçmaktan başka bişey gelmiyordu aklıma. Oğlum o değil de bir kelebek olarak adam gibi uçamıyordum bile. Uçmaya her zaman özenmiştim ama bu kadar boktan uçmayı istememiştim, bir kartal, şahin, albatros olsam daha iyiydi. Kelebek olarak tek iyi yanım rengarenk kanatlarımdı ama adam gibi uçmadıktan sonra ne yapiyim renklerini? İnsanken de aynı kelebek gibiydim zeki gibi duruyordum, akıllı geçiniyordum ama aslında bir bok değildim. Kaç kere masaya oturup ciddi ciddi geleceğe yönelik plan yaptığımı hatırlamıyorum bile. Her zaman sıçardı o planlar, e beni bir yere ulaştırmadıktan sonra ne bokuma yarıyor o beyin, o zeka !?
- Her şey başarı, zenginlik değil, iyi insan ol yeter...
+ siktir lan, sen inandın mı bu söze?
zaten böyle konuşan insanlar genelde ya başarılı ve istediğini elde etmiş insanlar oluyor yada artık tamamen umudu tükenmiş mutluluğu başkalarının elinde olan insanlar oluyor. Aslında onu da düşünmüştüm zamanında, "ulan direk dünya ya şu adam gibi gelsem ya, para derdi, ders derdi falan yok, mis valla" diyerekten ama dirile dirile kelebek olarak dirilmiştim.
Saatler geçmek bilmiyordu, gittikçe canımı sıkmaya başlıyordu bu kelebeklik. İnsanken boka bastığım ayaklarımla şimdi tat alıyordum, hamburger yok lahmacun yok ve hatta daha da kötüsü mastürbasyon yok. Aklımı kaçırıyordum, resmen hayvan gibi yaşıyordum, mal gibi bir yaşam. Zaten üç günlük ömrüm var ölmeyeyim de bari bir eve gireyim orda pinekliyeyim diye düşündüm ve hemen penceresi açık bir eve girdim.Kelebek halimle cinnet geçirecek gibi oluyordum, belki de sadece bir kabustur diye düşünüp kendimi uyandırmak için bulunduğum odada ki cama çarpıp çarpıp duruyordum, hızlıca kafamı cama çarpıp duruyordum ama uyanmıyordum. Bir süre sonra kanatlarım yoruldu ve bulunduğum evin odasındaki kitaplığın en üst rafına uçup orda dinlenmeye karar verdim, ertesi gün sondan bir önceki günümü yaşicaktım, ertesi gün yapmak istediklerimi düşünüp uyudum.
Sabah olduğunda dipçik gibiydim, odanın üstünde turalarken birden donup kaldım, "her şey başarı, zenginlik değil" diyen göt lalesi kanepede yatıyordu, karısı ise yatak odasındaydı. Zaten birlikte ömür geçirilcek bir adam olmadığından gayet normal karşıladım bu durumu. Gözüm birden bardakta yaşayan japon balığına ilişti... o benden de kötüydü lan, su bardağının içinde mal mal etrafa bakınmaktan başka bir çaresi yoktu ama ben yine az çok uçuyordum, halime şükrettim bir an. Durdum başarılı ve imrendiğim adamı izledim, gözlerini açtı adeta bir davar gibi esneyerek kalktı, bir kaç saniye göz göze gelince hemen uçup kitaplığın üstüne yerleştim. Adam kalktığı gibi yatak odasına gitti, sanırım ilk başta söyleyemedikleri içinde kalmış olacak ki bir hışımla kadına bağırmaya başladı kadına, kadın da adama bağırıyordu ama eminim ikisi de neyden bahsettikleri hakkında fikir sahibi değillerdi yada ben kelebek olarak bir şey anlamıyordum.
Başarılı göt, mutlu değildi. Keyifle uçtum, ekmeğin üstüne kondum tadına bakmaya çalıştım ama insanken ki tadı gelmedi, tadı yoktu. Başarılı adam ben bunları yaparken hala bağırıyordu ve artık sinirden kapıyı çerçeveyi indirmeye başlamıştı. Başarılı olarak gördüğüm, en klişe, en boktan öğütleri dalga geçercesine veren adamın mutsuzluğu inanılmaz bir zevk veriyordu ki bi ara orgazm olduğumu sandım. Bir an durdum düşündüm, ben neden bundan zevk alıyorum diye, cevabı çok basitti, "çünkü bir bok değilim"
Keyfim yine kaçmıştı, akşam olmuş yarın ölecektim. Başarılı adamla karısı barışmıştı aynı yataktalardı ve uyumuyorlardı, seks i başka bir gözle izleyince garip geliyordu, tabi bir kelebek olarak 12.000 gözüm olduğundan dolayı bu gayet normal bir durumdu.
Ertesi gün uyandığımda ölecektim, artık mastürbasyon yapmayı ve yemek yemeyi özlemiştim. Yavaş yavaş zamanım geliyordu, 12.000 gözün kapanması zaman alacağından daha görecek şeylerim vardı ama öğrenmem gerekenleri öğrenmiştim, insanken anlamadığım olayları kelebek olarak anlamıştım, ben yine yanlış düşünmüştüm o olay aslında benim düşündüğüm gibi değildi komplekslerimden,yanlış olaylardan zevk almak, insanların başarasızlıklarıyla kendimi avutmak gibi davranışlarımdan kurtulabildiğim vakit doğru düzgün bir insan olacak,gördüklerinden ders alacak belki de bi boka yarayan bir insan olacaktım. Kompleksli ve başarısızlıklara mahkum bir insan olarak doğup, yanlışlarını ve hatalarını anlamış, olgunlaşmış bilge bir kelebek olarak ölüyordum. Bu kadar kısa süre yetmişti kendi hatalarımı anlamak için.
Ölürken en son gördüğüm şey, su bardağındaki balıktı ve yine mal mal bana bakıyordu, o durumdayken kendini nasıl avuttuğunu çok iyi biliyordum.
Bir gün yine evde tek başıma, pencereye yaslanmış oda kokmasın da sigara kokusu içeriye sinmesin diye dışarıya üflüyordum. Tek başımayken bu tip zamanlarda her zaman ölümün nasıl bir duygu olduğunu merak edip kafamda canlandırmaya çalışırdım. O gün sanırım fazla düşünmekten dolayı pencereye yaslanırken hiç istifimi bozmadan kendimi beşinci kattan aşşağıya bıraktım. Yaz sıcağında esmesi için yalvardığım rüzgar müthiş bir hızla suratıma çarpıyordu, ben rüzgara esiyordum adeta. o 3-5 saniye içinde ölmek aslında çok keyifliymiş gibi gelmişti ta ki kafa üstü çakıl taşlarına çakılana kadar, ölüm anında daha değişik hissedeceğimi sanıyordum ama hayal kırıklığına uğradım, inanılmaz bir acı vardı ama bir saniye bile sürmemişti karanlığa gömülmem.
Uyandığımda koza yı çoktan delip uçmaya başlamıştım. Düşünebiliyor musunuz reankarnasyon diye bir olay var ve ben tekrardan dirile dirile, üç günlük ömrü olan sikimden bi canlı olarak doğuyordum. Üç gün boyunca uçmaktan başka bişey gelmiyordu aklıma. Oğlum o değil de bir kelebek olarak adam gibi uçamıyordum bile. Uçmaya her zaman özenmiştim ama bu kadar boktan uçmayı istememiştim, bir kartal, şahin, albatros olsam daha iyiydi. Kelebek olarak tek iyi yanım rengarenk kanatlarımdı ama adam gibi uçmadıktan sonra ne yapiyim renklerini? İnsanken de aynı kelebek gibiydim zeki gibi duruyordum, akıllı geçiniyordum ama aslında bir bok değildim. Kaç kere masaya oturup ciddi ciddi geleceğe yönelik plan yaptığımı hatırlamıyorum bile. Her zaman sıçardı o planlar, e beni bir yere ulaştırmadıktan sonra ne bokuma yarıyor o beyin, o zeka !?
- Her şey başarı, zenginlik değil, iyi insan ol yeter...
+ siktir lan, sen inandın mı bu söze?
zaten böyle konuşan insanlar genelde ya başarılı ve istediğini elde etmiş insanlar oluyor yada artık tamamen umudu tükenmiş mutluluğu başkalarının elinde olan insanlar oluyor. Aslında onu da düşünmüştüm zamanında, "ulan direk dünya ya şu adam gibi gelsem ya, para derdi, ders derdi falan yok, mis valla" diyerekten ama dirile dirile kelebek olarak dirilmiştim.
Saatler geçmek bilmiyordu, gittikçe canımı sıkmaya başlıyordu bu kelebeklik. İnsanken boka bastığım ayaklarımla şimdi tat alıyordum, hamburger yok lahmacun yok ve hatta daha da kötüsü mastürbasyon yok. Aklımı kaçırıyordum, resmen hayvan gibi yaşıyordum, mal gibi bir yaşam. Zaten üç günlük ömrüm var ölmeyeyim de bari bir eve gireyim orda pinekliyeyim diye düşündüm ve hemen penceresi açık bir eve girdim.Kelebek halimle cinnet geçirecek gibi oluyordum, belki de sadece bir kabustur diye düşünüp kendimi uyandırmak için bulunduğum odada ki cama çarpıp çarpıp duruyordum, hızlıca kafamı cama çarpıp duruyordum ama uyanmıyordum. Bir süre sonra kanatlarım yoruldu ve bulunduğum evin odasındaki kitaplığın en üst rafına uçup orda dinlenmeye karar verdim, ertesi gün sondan bir önceki günümü yaşicaktım, ertesi gün yapmak istediklerimi düşünüp uyudum.
Sabah olduğunda dipçik gibiydim, odanın üstünde turalarken birden donup kaldım, "her şey başarı, zenginlik değil" diyen göt lalesi kanepede yatıyordu, karısı ise yatak odasındaydı. Zaten birlikte ömür geçirilcek bir adam olmadığından gayet normal karşıladım bu durumu. Gözüm birden bardakta yaşayan japon balığına ilişti... o benden de kötüydü lan, su bardağının içinde mal mal etrafa bakınmaktan başka bir çaresi yoktu ama ben yine az çok uçuyordum, halime şükrettim bir an. Durdum başarılı ve imrendiğim adamı izledim, gözlerini açtı adeta bir davar gibi esneyerek kalktı, bir kaç saniye göz göze gelince hemen uçup kitaplığın üstüne yerleştim. Adam kalktığı gibi yatak odasına gitti, sanırım ilk başta söyleyemedikleri içinde kalmış olacak ki bir hışımla kadına bağırmaya başladı kadına, kadın da adama bağırıyordu ama eminim ikisi de neyden bahsettikleri hakkında fikir sahibi değillerdi yada ben kelebek olarak bir şey anlamıyordum.
Başarılı göt, mutlu değildi. Keyifle uçtum, ekmeğin üstüne kondum tadına bakmaya çalıştım ama insanken ki tadı gelmedi, tadı yoktu. Başarılı adam ben bunları yaparken hala bağırıyordu ve artık sinirden kapıyı çerçeveyi indirmeye başlamıştı. Başarılı olarak gördüğüm, en klişe, en boktan öğütleri dalga geçercesine veren adamın mutsuzluğu inanılmaz bir zevk veriyordu ki bi ara orgazm olduğumu sandım. Bir an durdum düşündüm, ben neden bundan zevk alıyorum diye, cevabı çok basitti, "çünkü bir bok değilim"
Keyfim yine kaçmıştı, akşam olmuş yarın ölecektim. Başarılı adamla karısı barışmıştı aynı yataktalardı ve uyumuyorlardı, seks i başka bir gözle izleyince garip geliyordu, tabi bir kelebek olarak 12.000 gözüm olduğundan dolayı bu gayet normal bir durumdu.
Ertesi gün uyandığımda ölecektim, artık mastürbasyon yapmayı ve yemek yemeyi özlemiştim. Yavaş yavaş zamanım geliyordu, 12.000 gözün kapanması zaman alacağından daha görecek şeylerim vardı ama öğrenmem gerekenleri öğrenmiştim, insanken anlamadığım olayları kelebek olarak anlamıştım, ben yine yanlış düşünmüştüm o olay aslında benim düşündüğüm gibi değildi komplekslerimden,yanlış olaylardan zevk almak, insanların başarasızlıklarıyla kendimi avutmak gibi davranışlarımdan kurtulabildiğim vakit doğru düzgün bir insan olacak,gördüklerinden ders alacak belki de bi boka yarayan bir insan olacaktım. Kompleksli ve başarısızlıklara mahkum bir insan olarak doğup, yanlışlarını ve hatalarını anlamış, olgunlaşmış bilge bir kelebek olarak ölüyordum. Bu kadar kısa süre yetmişti kendi hatalarımı anlamak için.
Ölürken en son gördüğüm şey, su bardağındaki balıktı ve yine mal mal bana bakıyordu, o durumdayken kendini nasıl avuttuğunu çok iyi biliyordum.
BERBER
Berber... oldum olası nefret ederim bu şerefsizlerden. İnsanların yaptıkları işe her zaman saygı duymuşumdur ama isterse nobel ödülü alsın bir berbere hiç bir zaman, "vay be helal olsun ödül almış berber" diyerek takdir etmem. Kısaca günahım kadar sevmem berberleri.
Berber aslında tek başına düşünüldüğünde gayet naif insanlardır fakat o berber koltuğuna oturduktan sonra uzayan saçlarınıza bakıp suratında oluşan çılgın orgazmik ifadeyi görmediyseniz bundan sonra hiç görmeyin. oldu ya görürseniz bir daha berbere gitmezsiniz, ben yıllardır bu ifadeyi bilmeme rağmen berbere giden, bu korkuyla yaşayan bir insanım.
12- 13 yaşlarıma kadar berber ile ilişkilerimiz gayet iyiydi aslında. O yaşlarda her berbere gittiğimde subay traşı olur ve traş olduktan sonra omuzlarım dik bir şekilde adeta bir albay gibi yürürdüm. Berberle aramı asıl bozan şey bir kızdı. Bu kız, her ay koltuğuna oturup kellemi teslim ettiğim adamla aramı bozmuştu.
Yanlış hatırlamıyorsam orta ikinci sınıftaydım. Bir kız vardı beğendiğim şimdi sorsan tarif edemem neye benzediğini ama kız olduğu konusunda hepinizi temin ederim. Neyse efendim o zamanlar tabi şimdi ki orta okul veletleri gibi burger king e gitmek, taksimde falan gezmek hikaye olduğundan en kültürel aktivitemiz okulun bahçesini boydan boya turlayıp gördüğümüz abukluklar hakkında dalga geçip daha sonra kantinde iki patatesli yemekle sonuçlanıyordu.
Bir gün yine kantinde ayranı açmaya çalışırken birden hızlıca açmam sonucu ayranın bir kısmı pantalonuma döküldü. Okulda sevgilisiyle dolaşan bir erkeğin pantalonunda beyaz lekeler varsa o adam tüm okulun t.şak malzemesidir arkadaş. Neyse ayran döküldü ceketi çıkarıp belime bağladım kötü manzarayı kapadım ama kız gülüyor tabi. Düşün düşün konuyu nasıl değiştireyim derken ağzımdan, "bu pazar kadıköy de buluşalım mı?" gibi bi laf çıktı ve o da kabul etti tabi.
Yedik bi bok bari iyice batırmayalım diye buluşma saatimiz olan 13.00 dan tam 2 saat önce buluşma yerindeydim. Amaç kızla beraber gidecek mekan araştırmak ve mekanın güzergahında piçi bol olan sokakları tespit edip beladan uzak durmaktı.
Mekanı buldum, tam istediğim gibi ucuzdu da, herşey süper harika derken oturduğum banktan, karşıdaki film camlı banka camından yansımamı görünce saçımın oldukça dağıldığını farkettim.Kafamı çevirdiğimde, camında "kesim 3 lira" yazan berber dükkanını görünce başımın üstünde sanki ampül yandı ve hemen berberden içeri girdim. Sıra olmadığından hemen oturduğum için kendimi şanslı hissediyordum.
berber: Nasıl kesiyim abi?
ben: valla kısalt abi ama çokta kısa olmasın, şekil verecek kadar kalsın. elimle çekince saç gelsin yani.
berber: !?
bu diyalog esnasında berberin anlattığım tarifi tamamen anladığını gözlerinden anlayabiliyordum. Kesme işlemi bittiğinde, elimle hemen saçımı çektiğim zaman berberin tarifime tam uyduğunu anladım fakat berber eline fön makinesi ve tarağı alınca betim benzim attı. saçımı düzleştiriyordu. ilk başlarda güzel gözüksede olay ciddi boyutlara ulaştı. sağ gözüme bir kahkül attı, sol taraftaki saçım yan tarafa yatmış, arkadaki saçlar tavus kuşu misali yukarıya doğru şahlanırken, üstlerde kirpi modeli hakimdi, sol gözümle görebildiklerim bu kadardı çünkü sağ gözümün üzerine atılmış saç tutamı görüş açımı kapatıyordu.
"iş bitti harika oldu valla" dedi. parfümden de sıktı, 5 lira verip çıktım. etraftakilerin tedirgin bakışları yeterince yıpratığı için daha kuytu bir yere gittim zaten oldum olası ortamda dikkat çeken herkesin gözünün üstünde olduğu bir adam olmaktan tırsmışımdır. bir mağazanın içine girip aynada kendime baktım. üstümde, üstünde kocaman levi's yazan siyah bir tişört, altımda levis yazan marka yerini kapatmasın, marka belli olsun diye kemer takmayıp götümden mütemadiyen düşen çakma levi s kot onun altında ise gri nike total 90 vardı, herşey süperdi de(hassiktir, süpermiş) saçlar hoşuma gitmemişti. yanımdan kızlar geçti, geçerken "aa bu nasıl tip ya" dedi. ah benim aptal kızım ilk emo yu görme şerefine nail olmuştu halbuki.
neyse saat oldu 13.00, buluşcağımız yere gittim. ordaydı, gayet sade ve şık giyinmişti. beni görünce gülümsedi ama bildiğim gülümsemelerinden değildi, aldırmadım. beraber gezdik eğlendik, hiç konu bulamayıp ta derin sessizliğe gömülen bir muhabbete dönmedi konuşmamız. otobüs duraklarına doğru gittik. otobüsü beklerken birden konuyu değiştirdi sözü bana getirdi, "senle ben farklıyız, tamam eğleniyoruz süper ama sanırım arkadaş olarak kalsak hayatımda daha fazla kalacaksın gibi hissediyorum" dedi. canım çok yandı lan. o kadar 11 de gelip mekan araştırmıştım, ilk defa berbere gidip bir kızla buluşmaya bu kadar özene bezene gitmiştim. çok koymuştu, bişey diyemedim dudaklarımı yiyordum, boğazımda bişey düğümlenmişti sanki, onaylarmış gibi başımı salladım. otobüs geldi "benim işim var" dedim binmedim, tokalaştıktan sonra bindi gitti. ben ise o günün geriye kalan zamanını o anki tarzıma uygun olarak geçirdim. Bir emo olarak !
not: sadece o günlük tabi.
Berber aslında tek başına düşünüldüğünde gayet naif insanlardır fakat o berber koltuğuna oturduktan sonra uzayan saçlarınıza bakıp suratında oluşan çılgın orgazmik ifadeyi görmediyseniz bundan sonra hiç görmeyin. oldu ya görürseniz bir daha berbere gitmezsiniz, ben yıllardır bu ifadeyi bilmeme rağmen berbere giden, bu korkuyla yaşayan bir insanım.
12- 13 yaşlarıma kadar berber ile ilişkilerimiz gayet iyiydi aslında. O yaşlarda her berbere gittiğimde subay traşı olur ve traş olduktan sonra omuzlarım dik bir şekilde adeta bir albay gibi yürürdüm. Berberle aramı asıl bozan şey bir kızdı. Bu kız, her ay koltuğuna oturup kellemi teslim ettiğim adamla aramı bozmuştu.
Yanlış hatırlamıyorsam orta ikinci sınıftaydım. Bir kız vardı beğendiğim şimdi sorsan tarif edemem neye benzediğini ama kız olduğu konusunda hepinizi temin ederim. Neyse efendim o zamanlar tabi şimdi ki orta okul veletleri gibi burger king e gitmek, taksimde falan gezmek hikaye olduğundan en kültürel aktivitemiz okulun bahçesini boydan boya turlayıp gördüğümüz abukluklar hakkında dalga geçip daha sonra kantinde iki patatesli yemekle sonuçlanıyordu.
Bir gün yine kantinde ayranı açmaya çalışırken birden hızlıca açmam sonucu ayranın bir kısmı pantalonuma döküldü. Okulda sevgilisiyle dolaşan bir erkeğin pantalonunda beyaz lekeler varsa o adam tüm okulun t.şak malzemesidir arkadaş. Neyse ayran döküldü ceketi çıkarıp belime bağladım kötü manzarayı kapadım ama kız gülüyor tabi. Düşün düşün konuyu nasıl değiştireyim derken ağzımdan, "bu pazar kadıköy de buluşalım mı?" gibi bi laf çıktı ve o da kabul etti tabi.
Yedik bi bok bari iyice batırmayalım diye buluşma saatimiz olan 13.00 dan tam 2 saat önce buluşma yerindeydim. Amaç kızla beraber gidecek mekan araştırmak ve mekanın güzergahında piçi bol olan sokakları tespit edip beladan uzak durmaktı.
Mekanı buldum, tam istediğim gibi ucuzdu da, herşey süper harika derken oturduğum banktan, karşıdaki film camlı banka camından yansımamı görünce saçımın oldukça dağıldığını farkettim.Kafamı çevirdiğimde, camında "kesim 3 lira" yazan berber dükkanını görünce başımın üstünde sanki ampül yandı ve hemen berberden içeri girdim. Sıra olmadığından hemen oturduğum için kendimi şanslı hissediyordum.
berber: Nasıl kesiyim abi?
ben: valla kısalt abi ama çokta kısa olmasın, şekil verecek kadar kalsın. elimle çekince saç gelsin yani.
berber: !?
bu diyalog esnasında berberin anlattığım tarifi tamamen anladığını gözlerinden anlayabiliyordum. Kesme işlemi bittiğinde, elimle hemen saçımı çektiğim zaman berberin tarifime tam uyduğunu anladım fakat berber eline fön makinesi ve tarağı alınca betim benzim attı. saçımı düzleştiriyordu. ilk başlarda güzel gözüksede olay ciddi boyutlara ulaştı. sağ gözüme bir kahkül attı, sol taraftaki saçım yan tarafa yatmış, arkadaki saçlar tavus kuşu misali yukarıya doğru şahlanırken, üstlerde kirpi modeli hakimdi, sol gözümle görebildiklerim bu kadardı çünkü sağ gözümün üzerine atılmış saç tutamı görüş açımı kapatıyordu.
"iş bitti harika oldu valla" dedi. parfümden de sıktı, 5 lira verip çıktım. etraftakilerin tedirgin bakışları yeterince yıpratığı için daha kuytu bir yere gittim zaten oldum olası ortamda dikkat çeken herkesin gözünün üstünde olduğu bir adam olmaktan tırsmışımdır. bir mağazanın içine girip aynada kendime baktım. üstümde, üstünde kocaman levi's yazan siyah bir tişört, altımda levis yazan marka yerini kapatmasın, marka belli olsun diye kemer takmayıp götümden mütemadiyen düşen çakma levi s kot onun altında ise gri nike total 90 vardı, herşey süperdi de(hassiktir, süpermiş) saçlar hoşuma gitmemişti. yanımdan kızlar geçti, geçerken "aa bu nasıl tip ya" dedi. ah benim aptal kızım ilk emo yu görme şerefine nail olmuştu halbuki.
neyse saat oldu 13.00, buluşcağımız yere gittim. ordaydı, gayet sade ve şık giyinmişti. beni görünce gülümsedi ama bildiğim gülümsemelerinden değildi, aldırmadım. beraber gezdik eğlendik, hiç konu bulamayıp ta derin sessizliğe gömülen bir muhabbete dönmedi konuşmamız. otobüs duraklarına doğru gittik. otobüsü beklerken birden konuyu değiştirdi sözü bana getirdi, "senle ben farklıyız, tamam eğleniyoruz süper ama sanırım arkadaş olarak kalsak hayatımda daha fazla kalacaksın gibi hissediyorum" dedi. canım çok yandı lan. o kadar 11 de gelip mekan araştırmıştım, ilk defa berbere gidip bir kızla buluşmaya bu kadar özene bezene gitmiştim. çok koymuştu, bişey diyemedim dudaklarımı yiyordum, boğazımda bişey düğümlenmişti sanki, onaylarmış gibi başımı salladım. otobüs geldi "benim işim var" dedim binmedim, tokalaştıktan sonra bindi gitti. ben ise o günün geriye kalan zamanını o anki tarzıma uygun olarak geçirdim. Bir emo olarak !
not: sadece o günlük tabi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)