15 Nisan 2010 Perşembe

BERBER

Berber... oldum olası nefret ederim bu şerefsizlerden. İnsanların yaptıkları işe her zaman saygı duymuşumdur ama isterse nobel ödülü alsın bir berbere hiç bir zaman, "vay be helal olsun ödül almış berber" diyerek takdir etmem. Kısaca günahım kadar sevmem berberleri.

Berber aslında tek başına düşünüldüğünde gayet naif insanlardır fakat o berber koltuğuna oturduktan sonra uzayan saçlarınıza bakıp suratında oluşan çılgın orgazmik ifadeyi görmediyseniz bundan sonra hiç görmeyin. oldu ya görürseniz bir daha berbere gitmezsiniz, ben yıllardır bu ifadeyi bilmeme rağmen berbere giden, bu korkuyla yaşayan bir insanım.

12- 13 yaşlarıma kadar berber ile ilişkilerimiz gayet iyiydi aslında. O yaşlarda her berbere gittiğimde subay traşı olur ve traş olduktan sonra omuzlarım dik bir şekilde adeta bir albay gibi yürürdüm. Berberle aramı asıl bozan şey bir kızdı. Bu kız, her ay koltuğuna oturup kellemi teslim ettiğim adamla aramı bozmuştu.

Yanlış hatırlamıyorsam orta ikinci sınıftaydım. Bir kız vardı beğendiğim şimdi sorsan tarif edemem neye benzediğini ama kız olduğu konusunda hepinizi temin ederim. Neyse efendim o zamanlar tabi şimdi ki orta okul veletleri gibi burger king e gitmek, taksimde falan gezmek hikaye olduğundan en kültürel aktivitemiz okulun bahçesini boydan boya turlayıp gördüğümüz abukluklar hakkında dalga geçip daha sonra kantinde iki patatesli yemekle sonuçlanıyordu.

Bir gün yine kantinde ayranı açmaya çalışırken birden hızlıca açmam sonucu ayranın bir kısmı pantalonuma döküldü. Okulda sevgilisiyle dolaşan bir erkeğin pantalonunda beyaz lekeler varsa o adam tüm okulun t.şak malzemesidir arkadaş. Neyse ayran döküldü ceketi çıkarıp belime bağladım kötü manzarayı kapadım ama kız gülüyor tabi. Düşün düşün konuyu nasıl değiştireyim derken ağzımdan, "bu pazar kadıköy de buluşalım mı?" gibi bi laf çıktı ve o da kabul etti tabi.

Yedik bi bok bari iyice batırmayalım diye buluşma saatimiz olan 13.00 dan tam 2 saat önce buluşma yerindeydim. Amaç kızla beraber gidecek mekan araştırmak ve mekanın güzergahında piçi bol olan sokakları tespit edip beladan uzak durmaktı.

Mekanı buldum, tam istediğim gibi ucuzdu da, herşey süper harika derken oturduğum banktan, karşıdaki film camlı banka camından yansımamı görünce saçımın oldukça dağıldığını farkettim.Kafamı çevirdiğimde, camında "kesim 3 lira" yazan berber dükkanını görünce başımın üstünde sanki ampül yandı ve hemen berberden içeri girdim. Sıra olmadığından hemen oturduğum için kendimi şanslı hissediyordum.

berber: Nasıl kesiyim abi?
ben: valla kısalt abi ama çokta kısa olmasın, şekil verecek kadar kalsın. elimle çekince saç gelsin yani.
berber: !?

bu diyalog esnasında berberin anlattığım tarifi tamamen anladığını gözlerinden anlayabiliyordum. Kesme işlemi bittiğinde, elimle hemen saçımı çektiğim zaman berberin tarifime tam uyduğunu anladım fakat berber eline fön makinesi ve tarağı alınca betim benzim attı. saçımı düzleştiriyordu. ilk başlarda güzel gözüksede olay ciddi boyutlara ulaştı. sağ gözüme bir kahkül attı, sol taraftaki saçım yan tarafa yatmış, arkadaki saçlar tavus kuşu misali yukarıya doğru şahlanırken, üstlerde kirpi modeli hakimdi, sol gözümle görebildiklerim bu kadardı çünkü sağ gözümün üzerine atılmış saç tutamı görüş açımı kapatıyordu.

"iş bitti harika oldu valla" dedi. parfümden de sıktı, 5 lira verip çıktım. etraftakilerin tedirgin bakışları yeterince yıpratığı için daha kuytu bir yere gittim zaten oldum olası ortamda dikkat çeken herkesin gözünün üstünde olduğu bir adam olmaktan tırsmışımdır. bir mağazanın içine girip aynada kendime baktım. üstümde, üstünde kocaman levi's yazan siyah bir tişört, altımda levis yazan marka yerini kapatmasın, marka belli olsun diye kemer takmayıp götümden mütemadiyen düşen çakma levi s kot onun altında ise gri nike total 90 vardı, herşey süperdi de(hassiktir, süpermiş) saçlar hoşuma gitmemişti. yanımdan kızlar geçti, geçerken "aa bu nasıl tip ya" dedi. ah benim aptal kızım ilk emo yu görme şerefine nail olmuştu halbuki.

neyse saat oldu 13.00, buluşcağımız yere gittim. ordaydı, gayet sade ve şık giyinmişti. beni görünce gülümsedi ama bildiğim gülümsemelerinden değildi, aldırmadım. beraber gezdik eğlendik, hiç konu bulamayıp ta derin sessizliğe gömülen bir muhabbete dönmedi konuşmamız. otobüs duraklarına doğru gittik. otobüsü beklerken birden konuyu değiştirdi sözü bana getirdi, "senle ben farklıyız, tamam eğleniyoruz süper ama sanırım arkadaş olarak kalsak hayatımda daha fazla kalacaksın gibi hissediyorum" dedi. canım çok yandı lan. o kadar 11 de gelip mekan araştırmıştım, ilk defa berbere gidip bir kızla buluşmaya bu kadar özene bezene gitmiştim. çok koymuştu, bişey diyemedim dudaklarımı yiyordum, boğazımda bişey düğümlenmişti sanki, onaylarmış gibi başımı salladım. otobüs geldi "benim işim var" dedim binmedim, tokalaştıktan sonra bindi gitti. ben ise o günün geriye kalan zamanını o anki tarzıma uygun olarak geçirdim. Bir emo olarak !

not: sadece o günlük tabi.

2 yorum:

  1. Bırak yaaa işte belli oldu emo acısının nereden geldiği! :D:D
    Bize diyorsun meğer kendin emoymuşsun. Geçmişin su yüzüne çıktı. Biliyodum ya biliyodum lanet olsun biliyodum.. :D

    YanıtlaSil
  2. Açtırtma ağzımı şimdi :)

    YanıtlaSil